Avrupa ve Birleşik Krallık’tan sevk edilen plastik atıkların merkez üssü haline gelen Türkiye’de, Adana ve çevresindeki sulama kanalları ile Akdeniz sahilleri ağır bir kirlilik baskısıyla karşı karşıya kaldı. Bölgedeki geri dönüşüm tesislerinin atıkları tarım arazilerini, balıkçılık faaliyetlerini ve kıyı ekosistemini doğrudan etkileyerek yerel yaşamı olumsuz yönde dönüştürüyor.
Adana kırsalında yer alan tarım sahalarından Akdeniz’e bağlanan Seyhan Nehri besleme kanalları, sanayi kaynaklı plastik parçacıkları doğrudan denize taşıyor. Gelecek ay Antalya’da düzenlenecek COP31 iklim zirvesi öncesinde, Adanalıoğlu Sahili boyunca yapay renklerde mikro atıklar birikiyor. Kirlilik yerel balıkçıların günlük av rutinini de sekteye uğratıyor. Bloomberg’e konuşan amatör balıkçılardan 46 yaşındaki Ahmet Takar, bölgedeki duruma ilişkin olarak,
“Bir keresinde bir levreğin içinde küçük, turkuaz renkli bir plastik parçası buldum. Son yıllarda balık azaldı.”
ifadelerini kullandı.
Atık baskısı bölgedeki narenciye bahçeleri ile tarımsal sulama altyapısına da zarar veriyor. Adana’da tarım işçisi olarak çalışan 38 yaşındaki Hasan Aktaş ise sorunun tarım arazilerine uzandığını belirterek,
“Geçen hafta bir mandalina bahçesini ilaçlıyordum, püskürtücü aniden durdu. Filtreyi açtım ve küçük plastik parçalarıyla dolu olduğunu gördüm. Plastik her yerde. Bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yok.”
dedi.
Bilimsel Veriler Kirliliğin Boyutunu Gösteriyor
Çukurova Üniversitesi tarafından yürütülen çalışma, Adana’daki geri dönüşüm işletmelerinin mansap hattında ölçülen mikroplastik seviyesinin kaynak noktalarına göre 132 kat yüksek olduğunu belgeledi. Deniz Kirliliği Dergisi’nin 2024 araştırması ise yeryüzü sularının yüzde 1’ini oluşturan Akdeniz’in, küresel mikroplastik miktarının yüzde 7’sini barındırdığını gösteriyor. Denize her gün karışan 730 metrik tonluk atığın yüzde 19,1’inden sorumlu tutulan Türkiye, Mısır’ın ardından ikinci sırada bulunuyor. Orta Doğu ve Kuzey Afrika havzasındaki ticari balıklarda ise birey başına 0,31 ile 60 arasında parçacık tespit ediliyor.
Kirliliğin bölgesel yayılımına değinen Kuzey Kıbrıs merkezli Çevre Platformu üyesi Hasan Sarpten, Bloomberg’e,
“Yaz boyunca kuzey Kıbrıs kıyılarına parçalanmış plastik vurmaya devam etti. Tam olarak nereden geldiğini hiçbir zaman bilemeyebiliriz. Bildiğimiz şey, Akdeniz’in kirliliği bir kıyıdan diğerine taşıdığıdır.”
değerlendirmesinde bulundu.
Sanayi Talebi ve Uluslararası Sevkiyat
Çin’in kapılarını kapattığı 2018 yılından bu yana Türkiye’nin atık ithalatı ivme kazandı. Avrupa Komisyonu ve Basel Action Network verilerine göre, geçtiğimiz yıl İngiltere ve AB’den yaklaşık 650 bin metrik ton plastik atık ülkeye giriş yaptı. AB’nin 21 Kasım’da OECD harici ülkelere ihracatı durduracak olması, OECD üyesi Türkiye’ye sevkiyatı artırma ihtimali taşıyor. Yerel sanayi temsilcileri ise tesislerin imalat ve tekstil sektörlerine ucuz ham madde sunduğunu belirtiyor.
Adana merkezli Kemaloğulları Plastik’in sahibi Mehmet Başak, operasyonlarına ilişkin olarak,
“Plastik atıkların yaklaşık yüzde 80’ini geri dönüştürüyoruz, kalanını ise yakıt olarak yakıldığı yerel bir çimento fabrikasına gönderiyoruz.”
dedi. Başak ayrıca,
“İthalattaki artış işler için iyi olur ve binlerce Suriyeli mültecinin istihdam edilmesine yardımcı olur.”
ifadelerini kullandı.
Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Milletvekili ve eski AB Çevre Komiseri Virginijus Sinkevičius ise süreci eleştirerek,
“Avrupa, ürettiği atığın sorumluluğunu almaktan kaçınırken dünyanın geri kalanından daha yüksek çevre standartları talep edemez. Şayet Avrupa’nın plastiği bir başkasının nehirlerini, toprağını veya topluluklarını kirletmekle sonuçlanıyorsa bu geri dönüşüm değildir. Bu, kirliliği taşerona devretmektir.”
açıklamasını yaptı.
Politikalar ve Çözüm Arayışları
Tahribatın önlenmesi için atık girişinin tamamen sonlandırılması gerektiğini savunan Çukurova Üniversitesi’nden deniz biyoloğu Sedat Gündoğdu,
“Geri dönüşüm için tek çözüm atık ithalatını yasaklamaktır. Her ülkenin başa çıkması gereken kendi atığı var. Eğer ihraç edemezlerse, kirliliği başka bir yere kaydırmak yerine bunu kendileri yönetmenin yollarını bulmak zorunda kalacaklar.”
görüşünü dile getirdi.
Bakanlık düzeyinde ise Sıfır Atık vizyonu çerçevesinde geri kazanım hedefleri öne çıkarılıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum haziran ayında yaptığı açıklamada,
“Sıfır atık ve metan azaltımını iklim eyleminin merkezine getirmeyi hedefliyoruz.”
ifadesini kullandı. Bakan Kurum, 2017’de yüzde 13 seviyesinde bulunan geri kazanım oranının 2025’te yüzde 37,5’e çıktığını, 2035 hedefinin ise yüzde 60 olduğunu bildirdi.
Kurum eylül ayındaki değerlendirmesinde ise şunları kaydetti:
“Türkiye’nin Sıfır Atık girişimi, Antalya’daki COP31 Eylem Gündemi’nin 10 öncelikli teması arasında yer alıyor ve 2035 Küresel Uygulama Hedefleri’ne dahil edilmiş durumda.
Girişimin, dünya çapında geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi uygulamaları için bir model teşkil etmesi bekleniyor.”

